Adam Ol!

Evlat oku ve adam ol. Okumayan hamal olur, amele olur, köle olur, kendisi olamaz ve velhâsıl bu serüvende kaybolur…

                Yeni eğitim ve öğretim yılının açılması münasebetiyle fazlasıyla bu sözleri öğrenci kardeşlerimiz duyar oldu, zamanın da herkesin veya çoğunluğun duyduğu gibi. Senelerdir idrak için uğraştığımız ve “Adam ol!” cümlesini anlamaya çalıştığımız eforu keşke gerçek mana da ne isteğimizi dile vurmak için harcasaydık.

-Büyüyünce ne olmak istiyorsun evlat?

                Bu soruya eksiksiz herkesin çocukluğunda verdiği bir cevap ve büyüdüğünde de yaşayarak verdiği bir cevap muhakkak vardır. Zira bu sorunun muhatabı hiçbir zaman ben olmadım diyen çocukluğunu eksik yaşamıştır. Esasen bu soru hayaller kurduracak, hayallerin doğrultusun da bizleri yola revan edecek bir soru fakat bir terslik var bu durumda. Hayallerimizi genişletmek, daha çok çalışmak ve bu yolda ter dökmek için bu soruya cevap veren bizler, akabinde ise büyüklerin kendi verdikleri cevaba doğru yönleniyoruz veya yönlendiriliyoruz. Tam da mevzu burada şekilleniyor, şekillenmekten ziyade dil başka gönül başka söylüyor. Hayaller bizim, emeller başkalarının oluyor. Muhakkak bir çocuğu anne ve babasından daha iyi tanıyan başka bir kimse olamaz. Kan tutan çocuğa doktor ol, şiir yazmaya çalışan çocuğa ise mühendis ol diyoruz. Hangi mesleğin ücreti çok ise hayallerimizi bile bile o mesleğe yönlendiriyorlar bizleri.

-Peki ya sonrası mı?

                Kan tutan çocuk istemeye istemeye çalıştığı sınavlar sonucu işletme bölümünü bitiriyor, edebiyatı seven genç yani şiir yazmak isteyen çocuk ise baytar… Ne bizi yönlendiren büyükler ne de hayalleri kuran bizler mutlu olamıyoruz. Şimdi konulan hedeflere ulaşamadık ve asıl mevzu okuyup adam olmadık azizim. Bir de arkamızda üstüne üstlük bir baltaya sap dahi olamadı cümlesini yavaş yavaş duymaya başladığımız da cabası. Üniversite bitti, hayat serüveni ise asıl şimdi başlıyor. Test manyağı olan çocuklar, test kitapçıklarının arasında karakterlerini ve gençliklerini bırakıyorlar. Hayata başlayanlar sudan çıkmış balık gibi adeta şartlara alışmak için çırpınıyor. Pişmanlık fazlasıyla baş gösteriyor. Kendini yeniden dizayn etmek isterken daha da karmaşık bir hayata kendileri farkına varmadan girmiş bulunuyorlar. Kimisi yeniden sınav telaşesine girerek devlet kapısına girmek umudu besliyor, kimisi de asgari ücret zamlansa diye devlet babanın ağzına bakıyor. Diplomalı işsiz diyoruz ya hani işte onların çoğunluğunu sırf adam olmak için alakası olmayan bölümler bitiren gençler oluşturuyor. Odasında asılı duran veya yüzüne bakmaya dahi tenezzül edilmeyen diploma boşa heba edilmiş bir gençliğin başarısızlık belgesi olarak kalıyor ellerimizde. Şimdi gelene, gidene, sorana, sormadan konuyu açtığınız kişilere göğsünüzü gere gere evladım üniversite mezunu oldu diyebilirsiniz… Sonra annen bir kahvaltı masasın da oğlum veya kızım falanca komşunun kızının veyahut oğlunun çocuğu olmuş diye esaslı mesajlardan birini de vermiş oluyor. Yani azizim seneler göz açıp kapatıncaya kadar geçiyor ve evlilik mevzusu da kapıya dayanmış oluyor.

                Erkek dert ediyor asgari ücretle ev nasıl geçindirilir, annesi diyor ki bizim zamanımız da babanla biz zeytin peynir yiyerek sizleri büyüttük. Genç sessiz mecbur çünkü biliyor ne derse desin annesi bir cevap verecek. Kız ise ayakları üzerine durmaya çalışıyorken yine bir anne yaklaşıyor “kızım konu komşu senin için evde kaldı diyorlar, taliplerin var gelsinler mi?” baskısını anın da uyguluyor. Öyle veya böyle evleneceğiz tabii amma bu sefer mutlu olalım diyoruz. Yok nişan bohçası, yok hamam seti, olmadı bir de süt hakkı. Tedavülden kalkmış adetler gün yüzüne çıkıyor ve daha neler neler…  Gençler evleniyor da bilmem kaç milyar borçları sırtına vurarak hayat kavgasına tamamen dahil oluyor. Geceler uyku yerine hesap kitap zamanı, gündüzler ise sevmediğin iş ile imtihan. Sonrası yine mutsuzluk ve yine hüsran.

                Okuyarak adam olunuyor mantığına kurban edilmiş bir gençlik, söz de komşu baskına heba edilmiş bir gelecek. Evet bizler bu mantıktan bedenen sağ çıkmış fakat ruhen ölmüş insanlar topluluğu olarak direnmeye devam edeceğiz. Bir lahzasına dahi hükmedemediğimiz bu hayatı biz yaşıyor isek sonuçları ilk olarak bizi etkileyecek, bizi yönlendirenleri değil. Bir de şimdi soralım şu meşhur soruyu kendimize;

– Büyüyünce ne olmak istiyorsun evlat?

                -Mutlu…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*