Asırlık Sevda

Geçenlerde bizzat şahit olduğum bir olay adeta deprem etkisi oluşturdu bende. Körelmiş, hissizleşmiş, ne için mevcut olduğu unutulmuş kalbimi yeniden hatırladım. Asırlık iki çınarın birbirine bakışlarını, sözlerini, gözlerinde ki duyguyu “Edep Ya Hû” deyip bizlerden saklamalarına senelerce şahitlik ettim bilinçli ve bilinçsiz.

                Bizler biliriz ki “Her yaşayan ölür, her yeni eskir.” ve bu sebeple yaşamımız boyunca bunu bilerek hareket ederiz. Tabi bu daha çok hasta zamanlarımızda veya bunaldığımız zamanlarda ön plana çıkar. Şükür etmeyi, bulunduğumuz durum ile hemhal olup kabullenmeyi de ihmal etmiyor asırlık çınarlar. Bu asırlık çınarların şahit olduğum son olayında ise çınarlardan birisi hasta düşmüştü. Diğer çınar sapa sağlam durup gölge ettiği kişileri, salıncak kurup sallanan çocukları, sevdalarını bu çınarlara benzeten gençleri rahatsız etmemek için hiç eski halinden taviz vermiyordu. Fakat hasret artık dayanmaz hâl aldı. Az bir müddet dahi olsa hasta çınarı görmek ona ve onunla mutlu olanlara gayet iyi gelecekti. İçini buram buram hasret kaplamış ve artık dile gelmişti;

-Evlat! Babana götürün beni, birde ben göreyim halini, ahvalini.

                Hastane de görüş saatine dakikalar kalmıştı belki ama bu dakikalar nedense hiç bitmiyordu asırlık sultan çınarın gözünde. Sanki ilk görüşmeleri, sanki altmış dokuz senedir hiç beraber yaşamamışlar gibi o ilk heyecanıyla bekliyordu sevdiğini. Ve vakit tamam oldu, görüş için çınarların sultanın yanında ben eşlik ediyorum. Yorgun, bitkin olan sultan bulunduğu tekerlekli sandalyeden yavaşça kalktı. Gözleri kapalı olan sevdiğine iyice bir baktı ve hemen üzerinde ki hasta örtüsünü düzeltmeye başladı. Yüzüne doğru iyice yaklaştı ve sevgi dolu elini yüzüne sürerek “Ben geldim, beni duyuyor musun?” dedi. Bir haftadır kimseye cevap vermeyen asırlık çınarın ağzından yine bir kelam çıkmadı. Fakat hareket kolları ve bedeniyle “Evet” dedi. Hatta sultanı seslenince cevap verememenin hüznünü bu sefer belli etti ve gözünden bir damla yaş aktı hasta çınarın. O andan itibaren ne ses çıkartmaya ne de başka bir hadsizliğe kalkışabilirdim. Dilim lâl kesildi, ellerim buz. Seyre daldım asırlık sevdaların gönülden gönüle konuşmalarını. Öyle bir huzurdaydım ki her saniyesi asırlık sevdanın tanımıydı benim için. Fakat sadece izleyen ben değilmişim ve diğer uçtan izleyen hasta bakıcıda dolu gözlerle; “Rabbim sizleri birbirinizden bir an bile ayırmasın.” dedi. Yutkunarak ve sessizce “Âmin” diyebildim.

Âmin…

Böyle güzel yaşanmışlıkları bize gösterene, kalbimize düşürene ve özlem ile büyütene şükürler olsun. Kıymet bilene can, sevdayı bilene kalbimiz feda olsun…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*